
.....Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümmü Seleme'nin, daha diğerlerin rivayet-i sahihiyle haber vermiş ki, "Hazret-i Hüseyin, Taff, yani Kerbelâ'da katledilecektir." Elli sene sonra, aynı vak'a-i ciğersûz vukua gelip o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş...Mektubat 19. Mektup
..............
Amma Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in Emevîlere karşı mücadeleleri ise, din ve milliyet muharebesi idi.
Yani, Emevîler, devlet-i İslâmiyeyi Arap milliyeti üzerine istinad ettirip, rabıta-i İslâmiyeti rabıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler.
Birisi: milel-i saireyi rencide ederek tevhiş ettiler.
Diğeri: Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takip etmediğinden, zulmeder, adalet üzerine gitmez.
Çünkü "Unsuriyetperver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez."
![]()
1
ferman-ı kat’îsiyle, rabıta-i diniye yerine rabıta-i milliye ikame edilmez. Edilse adalet edilmez, hakkaniyet gider.
İşte, Hazret-i Hüseyin, rabıta-i diniyeyi esas tutup, muhik olarak onlara karşı mücadele etmiş, tâ makam-ı şehadeti ihraz etmiştir.
Eğer denilse: "Bu kadar haklı ve hakikatli olduğu halde neden muvaffak olmadı? Hem neden kader-i ilâhî ve rahmet-i ilâhiye onların feci bir âkıbete uğramasına müsaade etmiş?"
Elcevap: Hazret-i Hüseyin’in yakın taraftarları değil, fakat cemaatine iltihak eden sair milletlerde, yaralanmış gurur-u milliyeleri cihetiyle, Arap milletine karşı bir fikr-i intikam bulunması, Hazret-i Hüseyin ve taraftarlarının sâfi ve parlak mesleklerine halel verip mağlûbiyetlerine sebep olmuş.
Amma kader nokta-i nazarında feci âkıbetin hikmeti ise:
Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, manevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile manevî saltanatın cem’i gayet müşkildir. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi tâ, kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın. Onların elleri muvakkat ve surî bir saltanattan çekildi; fakat parlak ve daimî bir saltanat-ı maneviyeye tayin edildiler. Âdi valiler yerine, evliya aktablarına merci oldular.
Üçüncü Sualiniz: "O mübarek zatların başına gelen o feci, gaddarane muamelenin hikmeti nedir?" diyorsunuz.
Elcevap: sabıkan beyan ettiğimiz gibi, Hazret-i Hüseyin’in muarızları olan Emevîler saltanatında, merhametsiz gadre sebebiyet verecek üç esas vardı:
Birisi: Merhametsiz siyasetin bir düsturu olan,
"Hükûmetin selâmeti ve asayişin devamı için eşhas feda edilir."
İkincisi: Onların saltanatı unsuriyet ve milliyete istinad ettiği için, milliyetin gaddarane bir düsturu olan,
"Milletin selâmeti için her şey feda edilir."
Üçüncüsü: Emevîlerin Haşimîlere karşı an’anesindeki rekabet damarı, Yezid gibi bazılarda bulunduğu için, şefkatsiz bir gadre kabiliyet göstermişti.
Dördüncü bir sebep de, Hazret-i Hüseyin’in taraftarlarında bulunuyordu ki, Emevîlerin, Arap milliyetini esas tutup sair milletlerin efradına "memalik" tabir ederek köle nazarıyla bakmaları ve gurur-u milliyelerini kırmaları yüzünden, milel-i saire Hazret-i Hüseyin’in cemaatine intikamkârane ve müşevveş bir niyetle iltihak ettiklerinden, Emevîlerin asabiyet-i milliyelerine fazla dokunmuş, gayet gaddarane ve merhametsizcesine, meşhur faciaya sebebiyet vermişlerdir.
mezkûr dört esbab, zâhirîdir. Kader noktasından bakıldığı vakit,
Hazret-i Hüseyin ve akrabasına, o facia sebebiyle hasıl olan netaic-i uhreviye ve saltanat-ı ruhaniye ve terakkiyat-ı maneviye o kadar kıymettardır ki, o facia ile çektikleri zahmet gayet kolay ve ucuz düşer. Nasıl ki bir nefer, bir saat işkence altında şehid edilse, öyle bir mertebeyi bulur ki, on sene başkası çalışsa ancak o mertebeyi bulur. Eğer o nefer şehid olduktan sonra ona sorulabilse, "Az bir şeyle pek çok şeyler kazandım" diyecektir.
Lemalar s121
.............
İkinci Sual: Âl-i Aba hakkındadır.
Kardeşim, Âl-i Aba hakkındaki cevapsız kalan sualinizi çok hikmetlerinden yalnız bir tek hikmeti söylenecek. Şöyle ki:
Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, giydiği mübarek abasını, Hazret-i Ali (r.a.) ve Hazret-i Fatıma* (r.anha) ve Hazret-i Hasan* ve Hüseyin*in (r.a.) üstlerine örtmesi ve onlara bu suretle,
2
ayetiyle dua etmesinin3 esrarı ve hikmetleri var. Sırlarından bahsetmeyeceğiz.
Yalnız, vazife-i risalete taallûk eden bir hikmeti şudur ki:
Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, gayb-âşina ve istikbal-bîn nazar-ı nübüvvetle, otuz kırk sene sonra sahabeler ve tabiînler içinde mühim fitneler olup kan döküleceğini görmüş. İçinde en mümtaz şahsiyetler, abası altında olan o üç şahsiyet olduğunu müşahede etmiş. Hazret-i Ali'yi (r.a.) ümmet nazarında tathir ve tebrie etmek ve Hazret-i Hüseyin'i (r.a.) taziye ve teselli etmek ve Hazret-i Hasan'ı (r.a.) tebrik etmek ve musalaha ile mühim bir fitneyi kaldırmakla şerefini ve ümmete azîm faidesini ilan etmek ve Hazret-i Fatıma'nın zürriyetinin tahir ve müşerref olacağını ve Ehl-i Beyt ünvan-ı âlisine lâyık olacaklarını ilan etmek için, o dört şahsa, kendiyle beraber "Hamse-i Âl-i Aba" ünvanını bahşeden o abayı örtmüştür.
Evet, çendan Hazret-i Ali (r.a.) halife-i bilhak idi. Fakat dökülen kanlar çok ehemmiyetli olduğundan, ümmet nazarında tebriesi ve beraati vazife-i risalet hasebiyle ehemmiyetli olduğundan, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, o surette onu tebrie ediyor. Onu tenkid ve tahtie ve tadlil eden Haricîleri ve Emevîlerin mütecaviz taraftarlarını sükûta davet ediyor.
Evet, Haricîler ve Emevîlerin müfrit taraftarları Hazret-i Ali (r.a.) hakkındaki tefritleri ve tadlilleri ve Hazret-i Hüseyin'in (r.a.) gayet feci, ciğer-sûz hadisesiyle Şiaların ifratları ve bid'aları ve Şeyheynden teberrileri, ehl-i İslâma çok zararlı düşmüştür.
İşte bu aba ve dua ile, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, Hazret-i Ali (r.a.) ve Hazret-i Hüseyin'i (r.a.) mesuliyetten ve ittihamdan ve ümmetini onlar hakkında sû-i zandan kurtardığı gibi, Hazret-i Hasan'ı (r.a.), yaptığı musalaha ile ümmete ettiği iyiliğini vazife-i risalet noktasında tebrik ediyor ve Hazret-i Fatıma'nın (r.anha) zürriyetinin nesl-i mübareki, âlem-i İslâmda Ehl-i Beyt ünvanını alarak âli bir şeref kazanacaklarını ve Hazret-i Fatıma (r.anha)
4 diyen Hazret-i Meryem*in validesi gibi zürriyetçe çok müşerref olacağını ilan ediyor.
6
1- Müslüman olduklarında Habeşli bir köle ile Kureyşli bir efendi arasında hiçbir fark yoktur. (Hadis. Bkz. Buharî, Ahkâm:4; Müslim, İmare: 37, Hacc: 311; Tirmizî, Cihad: 28; İbn Mâce, Cihad: 39)
2-Ey ehl-i beyt (peygamber ailesi)! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. (Ahzab Suresi: 33)
3- Müslim, Fedailü’s-Sahabe:
4-Bkz. Tirmizî, Menakib: 4:107; 6:292, 298, 304.
5-Onu ve zürriyetini, kovulmuş şeytanın şerrinden sana sığındırıyorum. (Âl-i İmran Suresi: 36)
6- Allahım! Efendimiz Muhammed’e, temiz, pak ve değerli âline; mücahid, kıymetli ve insanların hayırlıları olan sahabelerine salât ve selâm olsun.
- 02/08/2009 21:20 - Tesanüdün Önemi
- 17/02/2009 07:22 - Kaderin İnsandaki Mührü Ana Dil
- 25/01/2009 21:54 - Sonsuz Bir Hayat Varmı ..?
- 23/01/2009 22:20 - Filistin Bize Ne Anlatıyor..
- 16/01/2009 18:37 - Komitelerin İstibdadı
- 05/01/2009 00:22 - Bir Suçlunun yüzünden Başkalarını Cezalandırma Zulmü
- 03/01/2009 00:59 - Zalim Medeniyet Sarayı
- 05/11/2008 01:26 - Rüyada bir hitabe
- 27/10/2008 22:58 - Tesettür Hakkında
- 27/10/2008 22:57 - Tarafsızlık...
Twitter
Yahoo
Facebook
