Zehra Eğitim ve Kültür Derneği

Monday
May 21st
Home Risale-İ Nur Makaleler Manevi ve Şiddetli Bir Soğuk


Manevi ve Şiddetli Bir Soğuk

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

Bu Kışın Şiddetli Soğuğuyla Beraber Manevî ve Şiddetli Bir Soğuk

Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.

ws1

Üç-dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa'da, Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevî ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu.

Şöyle ki:

O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir. On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsa*nın (a.s.) din-i hakikisi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hristiyanların mazlumlarının, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadettir denilebilir. hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenâb-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elemden ve şefkatten teselli buldum.

Eğer o felâketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstahak ve tam adalet-i rabbaniyedir.


Eğer o felâketi çekenler;

  • Mazlumların imdadına koşanlar ve..

  • İstirahat-i beşeriye için ve..

  • Esasat-ı diniyeyi ve..

  • Mukaddesat-ı semaviyeyi ve..

  • Hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise,

elbette o fedakârlığın manevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medar-ı şeref yapar, sevdirir.

Said Nursi

Yorumlar (1)


Yorumları göster/gizle
Tekzib
Afâtı semâviyeler çeşitli yollarla vücûda gelen felâket sedeler yoluyla mağdur kalan insanların uğramış olduğu felâket sedelerden insanlar herhangi bir dinde olurlarsa olsunlar felâket sedelerin verdiği zararlar mukâbilinde Allâhu Teâlâ’nın mutlakâ öyle insanları hasenatlara nâil buyurarak on beş yaşına kadar olan gayri müslim olan çocukların şühedâlık rütbelerine erişeceklerini ve on beş yaşından yukarı olan mazlum olan felâket sedeler karşısında mağdur kalan insanlarında yüz derece daha fazîletlere nâil olarak çekmiş oldukları felâketlerin vermiş olduğu acıların herhangi bir dine mahsus olurlarsa olsunlar onların cehennemden çıkmalarına sebeb olacakdır, diye Risâlei nur eserinde zikretmişlerdır. Cehennem ateşlerinden kurtulmanın yolunun Kur’ânı Kerim’den geçtiğini ya unutmuş veyâhutda müşrikler, kâfir ve münâfıklar hakkındaki âyeti kerimeleri okumamışlardır. Evet her doğan çocuklar fıtratı islam üzere doğar. Şâyet, ölüm vâkî olacak olursa fıtratı islam üzere öleceklerdır. Şühedâlık rütbesine yükselecekler diye islam dîninde hiçbir kayıtta yokdur. On beş yaşlarından yukarıda zulme veyâhutda felâket sedeler altında ölenler içinde ayrı bir dereceler vererek, çekmiş oldukları çileler onların küfrüne kefâret olarak cehennemden çıkacaklarına dâirde hiçbir kayıtda yokdur. Bu gibi uyduruk sözler, hükümler îsevîliğe bağlı olan gizli bir muhabbetin eseridır. Rus harbinde olsun, dünyâ âleminde olsun her nerede olursa olsun haksızlığa uğrıyan islam olsun kâfir ve münâfıklar ve müşrikler olsun mutlakâ kişilerden haklarını almak hakkına hâiz olacaklardır. Lâkin müşrik ve kâfir, münâfıklar için görülen haksızlığın çekilen çile ve cefâların mukâbili olarak cennete girmek cehennemden çıkmak yolunda böyle bir haklara, Allâhu Teâlâ kâfir ve müşrikler, münâfık olan insanlara böyle bir hak tanımamışlardır. Sâdece Said Nursi’nin kendi kendisine olan Allâhu Teâlâ’nın hudutlarını aşan, yanlış olan tahatturatından geçen düşünceleriyle evham etdiği hayallerdır. Allâhu Teâlâ Kur’ânı Kerim’inde müşrik ve kâfirler hakkında nice şitdetli olarak indirdiği âyeti kerimeleri mevcut olmaktadır. Allâhu Teâlâ’nın koymuş olduğu sınırları aşmak kimsenin haddi ve hakkı değildır. Tarafı ilâhiyeden gelen emirleri aynen kabül etmekde mü’min olanların vasfıdır. Saidi Nursi’nin kendi fikrine dayanarak tevîlatda bulunması Allah Resûlü’ne meydan okuyan putperestliği, islam dînindeki fazîlet ve şereflere vâris kılması mutlakâ yanlış olan bir hükümdur.
Kur’ânı Kerim’de kâfirler ve müşrikler hakkında indirilen âyeti kerimelerde, kâfir ve müşriklerin ebedî ve dâimî olarak cehennem çukurlarında kalacakları bildirilmektedır. Şayet, Saidi Nursi’nin beyan etdiği gibi Allâhu Teâlâ helak etmiş olduğu kullarını, kullarının helâkinden sonra onlara merhamet buyurarak Rahim olsaydın Nuh Aleyhisselâm’ın kavminden Sâlih aleyhisselâm’ın kavminden, denizde boğulan firavunun askerlerinden, yerin dibine geçen Lut Âleyhisselâm’ın kavminden de örnekler verirken onların içindende putperestlerden on beş yaşına kadar olan putperest çocuklarından, yaşlı olan inkarcı putperestlerdende rahmetine erişenlerin olduğunu mutlakâ duyururlardın. Onların azdıklarını sapdıklarını bildirirken, ilâhî çağrıya uymayıb isyan etdikleri için o kavimleri gadabından helak etdiğini bildirir. Bu yollada kâfir ve müşrik olan kavimler azıb sabdıkcada âkıbetlerinin gadabı ilâhiyeye uğramalarıyla helak olacaklarını duyurur. “LA YÜS’EL AMMÂ YEF’AL” âyeti kerimesine göre de Allâhu Teâlâ yapdığı şeylerin sorumlusu deyildır. Mâlikel mülkdur, mülkünde istediği gibi hükmünü tehakkum etdirecekdır.
Hazireti İsâ Aleyhisselam ikinci kez yeryüzüne inişinde hiristiyanlık dînini yeniden tesis ederek dîni islamla dengeleşerek geçmiş olan îsevîlik yeniden din olarak islam dîni ile bir arada din olarak gelmiyecekdır. Din, dîni islam olarak kıyâmete kadar devam edecekdır. Değil Hazireti İsâ Aleyhisselam cümle embiyâ ve mürseliynde gelseler cümleside Muhammed Aleyhisselâm’ın vaz etmiş olduğu dîni islamda içtimâ edeceklerdır. İsâ aleyhisselam tebligâtında en son Nebî olan Muhammed Aleyhisselam’ın geleceğini tembih eylemişlerdi. Kavmine, mutlakâ benden sonra gelecek olan Resûle tâbî olun diye vasiyet eylemişlerdi. İsâ aleyhisselâm’ın ikinci kez gelişi îsevîlik dînini ihdas yolunda olmayıb, ümmetine olan vasiyetlerini hatırlatmak ve kendisi hakkında yapılan yanlış isnatların doğru olmadığını bildirmek, kendisininde Allâhu Teâlâ’nın kulu ve Resûlü olduğunu bildirmekdi. Allâhu Teâlâ’nın ne oğlu nede âilesinin olmadığını, Hazireti İsâ’nın annesi Meryem’inde Allâh’ın kulu olduğunu bildirmekdır. Yoksa insanlığın benimsemiş olduğu hiristiyanlığı getirmek deyildır. Bu bir vâdi ilâhîdır ki, ulûhiyetine yapılan yanlış isnatların yakışmaz ve yalan uydurma şeyler olduğunu îsevîlere şu âlemi dünyâda birkez daha duyurmakdır.
E. Çakır , Mayıs 29, 2009

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy

En Yeni ilgili Yazılar:
Geçmiş ilgili Yazılar:

Son Güncelleme ( Pazartesi, 27 Ekim 2008 23:18 )  

Bir Mana

Emniyet

Bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halâs olmak için, beş esas lâzım ve zarurîdir. Birincisi, merhamet; ikincisi, hürmet; üçüncüsü, emniyet; dördüncüsü, haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek; beşincisi, serseriliği bırakıp itaat etmektir. İşte Risale-i Nur, hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit bu beş esası temin edip, asayişin temel taşını tesbit ve temin eder. Risale-i Nur’a ilişenler kat’iyen bilsinler ki, onların ilişmesi, anarşilik hesabına, vatan ve millete ve asayişe düşmanlıktır.

Bir Vecize

Kainatın Sultanı

Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anahtarı Onun yanında, herşeyin dizgini Onun elindedir. Herşey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korku­lardan kurtuldun.

Mektubat 

Editörden

 

Bayram Tebriği

 

Dünyada en önemli, en büyük servet dostluktur

Bir arap şair “Dünyadan dostlardan ayrılığın acısı olmasaydı ölüm yol bulup b...

 

Hak ve Adalet Namına Tarafsızlık

Gerçek pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfke halinde öfkesini yenebilendir. ...

 

İki oduncunun hikayesi ve çıkarılacak dersler…

İki oduncu her sabah ormana gidip ağaç kesiyorlarmış. Oduncunun biri, sabahları erke...

 

Hz. Ömer hassasiyeti ve Ramazanlarımız…

Kıtlık yıllarıydı… Hz. Ömer dolaşırken, fevkalâde semiz bir deve gördü. Çob...

 

Kardeşliğin oluşmasında üç temel esas

Müminler bir duvarın tuğlaları gibi omuz omuza vererek İslam binasını oluştururlar...