Zehra Eğitim ve Kültür Derneği

Thursday
Feb 09th
Home İzzettİn Yıldırım İzzettin Yıldırım Şehadet Yıldönümünde Hayatından Kesitler


Şehadet Yıldönümünde Hayatından Kesitler

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

Şehadet Yıldönümünde Hayatından Kesitler

İzzeddin Yıldırım, Hayat yolculuğuna 1946 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesine bağlı Kızılkaya köyünde başladı.

Babası Tahir Bey imam, annesi Zezo (Zeynep) ev hanımıdır.

izzettin yıldırmEğitim yüzdesi çok düşük olan bir toplumda, okumuş bir babaya sahip olmak onun için bir şanstı. Ancak babasını daha küçük yaslarda kaybetmesi de aynı derecede bir talihsizlikti.

 

Ailesinin, yapı itibariyle tam bir klasik kalabalık Kürt ailesi olduğu görülmektedir. Küçük yaşlarda bir büyük gibi hareket etmek zorunda kalacak olan İzzeddin Yıldırım, altı (6) erkek, bir (1) kızdan oluşan yedi(7) çocuklu bir ailenin ikinci büyüğü olmanın verdiği sorumlulukla hayata tutunmaya çalışır.

Erkek çocuklar sırayla Ali, İzzettin, Emin, Osman, Şemsettin, Cesim iken, evin tek kızı ise Cevahir’dir.

Dokuz nüfusun geçim kaynağı, bir çift öküz, iki inek, iki-üç dana ve on koyundan ibaret malvarlığıydı.

Babalarının vefatından sonra daha ağır bir hayat yükü ile karşılasan ve en büyükleri 13-14 yaslarında olan bu çocuklar, köyde ellerinden gelen işleri yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar.

Cehaletle öldürülmek istenen bir coğrafyanın unutulmuş bir yerinde dünyaya gelen İzzettin yıldırım, okumak ister.

Bu arzu ile memleketinin -bütün eksikliklerine rağmen- can damarı olan medrese eğitimine yönelir.

Aslında medrese eğitimine başlamadan önce resmi eğitim sisteminin ilk aşaması olan ilkokulu da okumuştu. Okulunda gösterdiği başarı, ilkokul öğretmenini bu zeki çocuğun eğitimine devam etmesi talebiyle babasını ikna için gayrete sevk eder. Fakat baba Tahir Bey, evladının resmi ideolojiye göre şekillenmiş olan devlet eğitimden geçmesine sıcak bakmaz ve öğretmenin bütün masraflarını karşılayacak imkânlardan bahsetmesine aldırmayarak bu teklifi geri çevirir.

Yıldırım, eğitiminin ilk aşamasını babasından aldığı Kur’an dersi oluşturmaktadır.

Gönüllülük esası üzerine yürüyen bir eğitim sistemine, eğitim gönüllüsü olarak katılan Yıldırım’ı sahipsizlikten kaynaklanan bir sürü sıkıntı bekliyordu. Küçük yaşında, ailesinden uzakta ve maddi imkânlardan yoksun bir şekilde eğitimine devam etmek mecburiyetinde olması, İzzeddin Yıldırım’ın ve onu durumunda olanların sıkıntılarının temelini oluşturuyordu.

Düzenli bir yapısı olmayan bu eğitim sistemine gönül veren “feqi” denen öğrenciler, çok zahmetli bir yolun yolcusu olduklarının farkındadırlar.

İçinde büyük rahmetler barındıran bu zahmetlerin başında hicret gelir. Cehaletten kaçış, marifet ve medeniyete doğru bir yol arayışı olan bu yolculukları “ilim hicreti” olarak adlandırabiliriz.

Bütün büyük alimlerin ailesini, vatanını terk ederek uzak diyarlarda ilim tahsiline gittiklerini görüyoruz. Abdulkadir-i Geylani’nin ilim hicreti, İmam-ı Şafii’nin, Bediüzzaman Said Nursi’nin veya İzzeddin Yıldırım ve onun gibi yüzlerce, binlerce ilim aşığının yaptığı şey aslında birbirinden farksızdı. Hepsi marifettullah yolunun yolcularıydı. İmkânsızlıkları kendilerine özür kabul etmediler. Aradıklarını buluncaya kadar aramaktan ve varmaları gereken yere ulaşıncaya kadar hicretlerden vazgeçmediler.

İslam toplumlarında görülen ilim hicretlerinin yoğun yaşandığı yerlerden biri de Kürdistan coğrafyasıdır. Bu hicretler, kişinin kendine uygun bir hoca ve medrese arayışının neticesinde yaşanmaktadır.

Yıldırım, nispeten medeniyetten uzak kalmış, unutulmuş bir coğrafyada, medeniyete doğru akacak bir mecra bulmak niyetiyle yola koyulduğunda, yani ilim için köyünden ayrıldığında oniki (12) yaşındaydı.

Medrese eğitiminin fakir aile çocukları tarafından aydınlanma, hayata tutunma ve kurtuluş yolu olarak görüldüğünü söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.

1960 ve 61 yıllarında genel imkânsızlıklardan bahsedilebilir. Dolayısıyla imkânsızlık ve yoksulluğun Yıldırım’a özgü olduğu iddia edilemez. Ancak bütün kötü şartlara rağmen üç-beş kuruşun peşine düşmek yerine üç-beş kelime öğrenmeye çalışan Yıldırım ve diğer “feqi” insanlar, her zaman saygıyla anılması gereken bir onurun taşıyıcısı olma şerefine ermişlerdir.

En büyükleri 15-16 yaşlarında, yetim sekiz kardeş, vefa ve cefa abidesi bir anne, birkaç teneke zekat buğday, bit pazarından bir ceket, cızlawut ayakkabı, karanlığa mahkum edilmiş bir coğrafya, köyünden ve ailesinden uzakta ilme aşık bir çocuk. Kendi gibi yüzlerce binlerce talebe...

İzzettin Yıldırım, Bediüzzaman Said Nursi ismini onun vefat haberinin medreselerde yankılanmasıyla duyar. Kısa sürede “nurcu” olarak adlandırılan kendi gibi medrese talebeleri ile tanışır. Bu kesim ile diğer talebeler arasında ciddi tartışma ve sürtüşmeler yaşanmaktadır.

Yıldırım, önceleri bu tartışmaları uzaktan izler. Çok geçmeden “nurcu” tarafa geçer. İşte bundan sonra Yıldırım’ın hayatında Risale-i Nur ve Bediüzzaman’ın etkisi artarak devam eder. Hatta bu etki onun “nurcu” medrese hocalarını aramasına sebep olur. Bundan sonra klasik medrese eğitiminin yanında risale dersleri de almaya başlayacaktır. Artık cebinden risale-i nur külliyatının küçük kitaplarını eksik etmeyecektir.

Daha yeni yeni ısınmaya başladığı nur hizmetinde ödediği ilk bedel, çantasında çıkan risale-i nur kitaplarından dolayı gözaltına alınıp yargılanması olur. Kitapların kendisine ait olduğunu, okuyup istifade ettiğini söylediği halde beraat eder.

Bu dönem çok hareketlidir. Yazları köyde geçiren Yıldırım, diğer zamanlarını köyünde uzaklarda çoğu kez başka illerdeki medreselerde geçirir. Medrese eğitimi böyle devem ederken risale-i nur ve nurcularla olan diyalogları da artmaktadır. Bu hareketlilik ta askere gidinceye kadar devam eder.

Askerde de nurcu arkadaş çevresi ile birlikte hareket eder. İzinlerini medrese ziyaretleri ile geçirir. Böylece Yıldırım artık nur yolunun müdavimi olur.

Bir adayış hikayesi olan hayatından kesitlere diğer yazımızda devam edeceğiz.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yorumlar (6)


Yorumları göster/gizle
hatırlamak
değerli hocamıza yüce rabbimden rahmet diliyorum.kendisini unutmadık hiç bir zamanda unutmayacağız.hayatının tamamını hakka ve halkına adayan üstadın çizgisini en iyi takip edip bizlerede takip ettiren böylesi değerli bir insana kıyan ve kıydırtanların cezasını allah en iyi şekilde verir.
kenan avcı , Mayıs 29, 2009
gülame
şehit izzettin brameyeki gelek gring bu.hüda pır lıvi hesdıkır .jı bovi zu bır cennetahü.hüda me ber düayıviğinı.gellek izzedina jıbome bışinı.
ibrahim yeşiltaş , Ağustos 13, 2009
ornek kisilik
Allah rahmet eylesin!
ama asil onemli kismi sonra yaynlayacagnzdir(ins.) bence
cunku ileri ki hayati tamamen islama adanmis ve ornek alinmasi gereken bir sahsiyettr!
Allah bizi onun gibi gayretli hamiyetli sebatkar kullar safina iltihak eylesin ins.
memet , Kasım 18, 2009
dogunun solugu
Izettin abi, seni unutmadik unutmayacagiz, sana o zulmu yapanlarida bedualarimizda hic unutmadik unutmayacagiz, Rabbim onlara gazzap ve kahir ismiyle cezalandirsin. sen dogunun solugu olma yolunda haka ve hakkaniyete gore isler yaptin. Rabbim ebeden daimen senden razi olsun.
dogunun solugu , Mart 26, 2010
[b][/b] İZZEDDİN ÖLMEDİ!
sadece şunu demek istiyorum. su testisi su yolunda kırılır. yani ustad daha gençken gençliğini hayatını bu yola feda etmişti. şimdi ise canını feda ederek şehit olmuştur. dolayısı ile şehitler ölmez, nasıl mı? "Allah yolunda öldürülenlere "ölüdür" demeyin. Aslında onlar diridirler fakat siz bunu bilemezsiniz." (aliimran/154) ayet-i kerime teyit etmiyormu?...evet cümle alem şunu bilsin! izzeddin ölmedi. çünkü milyonlarca izeddin burada. eğer sakal kesilirse yerine daha sık ve gür yeni sakallar çıkar. unutmayın ki güneş öflemekle sönmez, gözünü kapatan yanlız kendine gece yapmış olur... vesselam...
mehmet sadık , Haziran 07, 2010
yeter artik gündüz oldu
selam olsun islam uğruna din uğruna şehatdet şerbetini içenlere selam .sanmasınLAR İZETİN ABİ ŞEHİT EDİLDİ bu dava öksüz kalir dağilir binlerce izetin yetişti artık artik korku sırası onlarda selam olsun sana ey izetin abi selam ne ssisteme entegre oldun nede haksıza boyun eğdin çünkü biliyordun ki dayanak noktamiz Allah tı biliyodun ki ALLAH tevekül eden Allah yeterdi islam dava si nur davası devam ediyor edecek hadi yeter artik allah aşkina bu islam kahramanina arka çikalim bu sirlar çözülsün yeter ALLAH aşkina yeter hakini üstünü neden örtüyorsunuz ses verin yarın ahirete mahşerde ne cavapiniz olacak allah aşkina bu gün ses çikmasa daha kaç tane izzetinin feda edilmesini bekliyorsunuz .yok eğer böyle devam ederse kurdun kuzya olan bahnesi misali olur cani isteyen herislam kahramanini öyle hüzünlü ve yürek yarali insanlar mi olacak yeter bes razan uyanma zamani hep birlikte gerçekler dile gelsin yeter karanlik yeter .artik aydinlik zamani gündüz oldu sadece bakin göreceksiniz .görün zülmü yeter be yeter daha kaç izzetinin şehadetinini bekliyorsunuz .gündüz oldu güneş çikti gündüz oldu .ve selam selametle
nedim erdoğan , Kasım 20, 2010

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 04 Temmuz 2009 04:18 )  

Bir Mana

ihsan
Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir âyet-i kerimede buyurulmuştur: "İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever." Diğer bir âyet-i kerimede de buyurulmuştur: "Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et."

Bir Vecize

ittiba-ı kur'an
Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.

Bediüzzaman Said Nursi

Bir Söz

Bütün cevaplarınıza karşı sorularım var.
(Woody Allen)

Editörden

 

Bayram Tebriği

 

Dünyada en önemli, en büyük servet dostluktur

Bir arap şair “Dünyadan dostlardan ayrılığın acısı olmasaydı ölüm yol bulup b...

 

Hak ve Adalet Namına Tarafsızlık

Gerçek pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfke halinde öfkesini yenebilendir. ...

 

İki oduncunun hikayesi ve çıkarılacak dersler…

İki oduncu her sabah ormana gidip ağaç kesiyorlarmış. Oduncunun biri, sabahları erke...

 

Hz. Ömer hassasiyeti ve Ramazanlarımız…

Kıtlık yıllarıydı… Hz. Ömer dolaşırken, fevkalâde semiz bir deve gördü. Çob...

 

Kardeşliğin oluşmasında üç temel esas

Müminler bir duvarın tuğlaları gibi omuz omuza vererek İslam binasını oluştururlar...