Zehra Eğitim ve Kültür Derneği - Bediüzzaman'ın Sosyal ve Siyasal Meselelere Bakışı

Zehra Eğitim ve Kültür Derneği

Monday
May 21st
Home Bedİüzzaman Said Nursİ Bediüzzaman'ın Sosyal ve Siyasal Meselelere Bakışı


Bediüzzaman'ın Sosyal ve Siyasal Meselelere Bakışı

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

 

Bediüzzaman'ın Sosyal ve Siyasal Meselelere Bakışı

ana_ictimaİçtima-i Dersler kitabı, "Eski Said"in eserlerini ihtiva etmektedir. Eski Said deyince, akla hemen II. Meşrutiyet dönemi öncesindeki ve sonrasındaki fırtınalı yıllar gelir. Bu yıllar hiç kuşkusuz altı yüzyıllık Osmanlı imparatorluğunun bir taraftan kendi içindeki değişim sorunlarıyla uğraşarak diğer taraftan kendi dışındaki ge­lişmelere ayak uydurmaya çalışarak hayatını idame ettirme gayreti içinde olduğu yıllardır. Bu dönemde Osmanlı devlet ricali olsun, sivil kesimi temsil eden ay­dınlar ve ulema sınıfı olsun, sözkonusu hesaplaşmanın cenderesi içinde, beyin törpüleyici sorunlara çözüm arama gayret ve telaşı içerisindedirler.

O günün Osmanlı toplumu sosyal, kültürel ve siyasal bir çalkantı içerisin­dedir. Kaçınılmaz değişime karşı ayak direyen statükocuların dayanakları zayıftır. Değişimden yana olanlar ise, iki grupta toplanmaktadır. Birinci grupta yer alanlar çoğunlukla tttihad ve Terakki kökenlidir ve o günkü Avrupa'nın pozitivist, inkarcı ve materyalist felseş düşüncesinin ve bunun sosyal, kültürel ve ekonomik hayata yansımasının iyice etkisi altındadırlar, tkinci grupta yer alan değişim taraftarları ise, dindar ve muhafazakârdırlar. Değişimin, tabii sey­ri içerisinde kaçınılmaz olduğuna inanmaktadırlar. Ancak sözkonusu değişimi savunurken "kökü mazide olan bir gelecek" anlayışı içerisinde şkir üretip yol göstermektedirler.

Osmanlı devlet yapısı içerisindeki köhneleşmiş kurumların yenilenmesini, çağın ihtiyaçları ve evlad-ı zamanın yeni durumu gözönünde tutularak yeni bir takım düzenlemelerin şart olduğunu vurgulayan Bediüzzaman, kâh dönemin Osmanlı padişahı II. Abdülhamid'e dilekçe yazıp taleplerini sunmakta, kâh tt­tihad ve Terakki'nin elit kadrosuyla diyalog kurup onları etkilemeye çalışmak­ta, kâh 31 Mart olayında olduğu gibi, isyan etmiş taburları sakinleştirmek için askerlere hitap etmekte, kâh meşrutiyetin ilanı münasebetiyle meydanlarda halka hitaben konuşmalar yapmakta, kâh aşiretleri dolaşarak hürriyet hakkın­da onlara tavsiyelerde bulunmakt kâh müslüman kamuoyunda yanlış ve tehlikeli yönlendirmelere yol açabilecek davranışlara engel olmak gayretiyle dönemin değişik kulüp ve cemiyetlerinde şilen kurucu üyeler arasına girmek­tedir. Toplumun etnik ve dini yapısını gözönünde tutarak, medeni ölçüler içe­risinde birarada yaşamanın ortak paydasını bulmaya çalışmakta, bu konularda hem yöneticileri, hem de halkı aydınlatacak risaleler ve makaleler yazmakta ve zaman zaman şifahi nutuklar ve konuşmalar yapmaktadır.

Yirminci yüzyıl dünyasının kaçınılmaz bir değişim ve dönüşüm içerisinde olduğunun farkına varan Bediüzzaman Said Nursî, İslâm dünyasının bunun dışında kalamayacağını, "Eski hal muhal, ya yeni hal yahut izmihlal" diyerek çağdaş medeniyetin ve teknolojinin gerisinde kalmamak ve hatta onu aşmak için gerekli olan ilkeleri yerine getirmenin kaçınılmaz olduğunun altını çiz­mektedir.

Gazete ve dergilerde neşrettiği bütün yazılarının ve savunduğu görüşleri­nin arkasında durduğunu, çünkü her zaman ve dönemde geçerli olabilecek ni­telikte görüşler serdettiğini; dolayısıyla hak ve hakikatin zamanaşımına uğra­mayacağını söyleyen Said Nursî, uyanmış olan milletin, demagoji ve cerbeze ile artık aldatılamayacağına dikkat çekmektedir.

risaleacik

Özet olarak, Bediüzzaman Said Nursî, Eski Said diye nitelendirdiği bu dö­nemde mutlakiyet yönetimine karşı mücadele veren meşrutiyetçi ve hürriyetçi hareketleri desteklemiş, tslâm dünyasının kurtuluşunu, her türlü istibdad ve baskıdan kurtulmasında ve özgür düşünce kapılarının açılmasında aramıştır.

 

Üstad Bediüzzaman, Eski Said ve Yeni Said diye nitelendirdiği dönemsel hayatının her ikisinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, Kur'an medresesin­de Yeni Said'in verdiği derslerin yanısıra Eski Said'in de Hutbe-i şamiye ve Ze­yilleri gibi hayat-ı içtimaiye medresesinde aldığı derslerin ve konuşmaların da gözönünde bulundurulmasını bir tür vasiyet biçiminde tavsiye etmiştir.

Kitapta yer alan risale ve makaleler, kendi döneminde yayınlanmış orijinal şekilleriyle alınmıştır. Sözkonusu risale ve makalelerde Yeni Said döneminde yapılmış değişiklikler dipnotta nüsha farkı olarak kaydedilmiştir. Risale ve ma­kalelerin sıralanışı yayın tarihleri dikkate alınarak yapılmış, risale ve makaleler­de Bediüzzaman'ın o dönemde kullandığı imzalar aynen muhafaza edilmiştir. Kitabın sonunda Eski Said'in eserlerinin orijinal şekliyle kapak resimleri ve ma­kalelerin tamamının fotokopileri eklenmiştir. Kitabın bu isim ve ad altında ya­yınlanması, Üstad'ın Eski Said dönemi eserlerini talebelerine bir nevi "içtimaî dersler" şeklinde takdim ve tavsiye etmesinden mülhemdir.

Daha önce yayınladığımız Risale-i Nur eserlerinde olduğu gibi İçtimaî Dersler'de de yine her sahifenin altında bilinmeyen kelimelerle birlikte ayet, hadis ve diğer metinlerin Türkçe anlamları verilerek, kitapta isimleri geçen şa­hıslar, olaylar ve ıstılahlarla ilgili kısa bilgiler, metinde (*) işaretiyle belirtilerek kitabın sonunda "Notlar" bölümünde izah edilmiştir. Ayrıca indeksle birlikte, yapılan çalışmada başvurulan kaynakları içeren bir bibliyografya hazırlanarak eserde geçen makalelerin ve risalelerin Osmanlıca dokümanları da kitabın so­nuna "Belgeler" olarak eklenmiştir.

Çalışmak bizden, tevfik ve yardım Allah'tandır.

Zehra Yayıncılık

Yorumlar (0)


Yorumları göster/gizle

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy

En Yeni ilgili Yazılar:
Geçmiş ilgili Yazılar:

Son Güncelleme ( Cumartesi, 19 Aralık 2009 13:54 )  

Bir Mana

İnsaf
Adalet içinde hareket etmek ve gerçeği kabul etmektir. İnsaf, ciddî ve iyi huylu bir insanın alâmetidir. Bunun karşılığı zulümdür, haksızlık etmektir, hak olan şeyi inkârdır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "İnsaf dinin yarısıdır." Çünkü gerçek din, faydalı olan şeylerin kabul edilerek yapılması ve zararlı şeylerden sakınılması demektir. İnsaf sahibi olan kimse, muhakkak dinin yarısını teşkil eden o yararlı şeyleri anlar ve kabullenir. Böylece insaf, kendisinde dinin yarısı gibi sayılır.

Bir Vecize

Hayy-u Kayyum

 

Hayat veren yalnız Odur. Öyleyse, herşeyin Hâlıkı dahi yalnız Odur. Çünkü, kâinatın ruhu, nuru, mayası, esası, neticesi, hülâsası ha­yattır. Hayatı veren kim ise, bütün kâinatın Hâlıkı da Odur. Hayatı veren elbette Odur, Hayy u Kay­yumdur.

Mektubat

Editörden

 

Bayram TebriÄŸi

 

Dünyada en önemli, en büyük servet dostluktur

Bir arap şair “Dünyadan dostlardan ayrılığın acısı olmasaydı ölüm yol bulup b...

 

Hak ve Adalet Namına Tarafsızlık

Gerçek pehlivan güreÅŸte rakibini yenen deÄŸil, öfke halinde öfkesini yenebilendir. Ã...

 

İki oduncunun hikayesi ve çıkarılacak dersler…

İki oduncu her sabah ormana gidip ağaç kesiyorlarmış. Oduncunun biri, sabahları erke...

 

Hz. Ömer hassasiyeti ve Ramazanlarımız…

Kıtlık yıllarıydı… Hz. Ömer dolaşırken, fevkalâde semiz bir deve gördü. Çob...

 

Kardeşliğin oluşmasında üç temel esas

Müminler bir duvarın tuğlaları gibi omuz omuza vererek İslam binasını oluştururlar...